Mumine Kadınlar

.Mumine

Muminelerin Buluşma Mekanı

Geri git   Mumine Kadınlar > Soru ile Cevaplarla İslamiyet > Soru ve Cevaplarla İslam > Kadın mahrem konularda soruları

Bize Ulaşın İletiler Kayıt ol Yardım Ajanda Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

             
Kadınların özel durumlarda ibadet yapmamaları, kadının ikinci snınıf insan olmasını, ile ilgili Benzer Konular
209 Kez Görüntülendi

Mevlid kandiline özel ibadet varmıdır? Nasıl değerlendirmeliyiz?
video-mustafa islamoğlu kadınların özel hallerinde kuran okuması
Özel Halinde Kadınların Tavaf ve Sa'yi
Kadınların erkeklerin girmediği kadınlara özel plajlara gitmeleri günah mı? Kadınları
Hamile kadının yapacağı özel bir dua var mıdır?

Menopoza girdiği kesinleşen bir kadından gelen kan adet kanı mıdır? Namaz ve orucu | Kadınların kendi aralarında avreti nasıldır?
Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 03-02-2010   #1
 
Standart Kadınların özel durumlarda ibadet yapmamaları, kadının ikinci snınıf insan olmasını,




Kadınların özel durumlarda ibadet yapmamaları, kadının ikinci snınıf insan olmasını, Mumine.com konu Kadınların özel durumlarda ibadet yapmamaları, kadının ikinci snınıf insan olmasını, Mumineler


Kadınların özel durumlarda ibadet yapmamaları, kadının ikinci snınıf insan olmasını, dışlanıyor olmasını mı gösterir? Kadın erkek eşitliği konusunda bilgi verir misiniz?

Gerek İslamdan önceki arap toplumlarında ve gerekse o dönemdeki diğer devletlerde kadınlar hiçe sayılmakta ve birer meta olarak kullanmakta idi. İslam dini kadına gerek toplum içerisinde gerekse aile içerisinde bir çok haklar tanımış ve onu erkeklerden ayırmamıştır.

Erkeklerin ibadete ihtiyacı olduğu gibi kadınlarında ibadete yani manevi gıdaya ihtiyacı vardır. İbadet yapma nooktasında kadın ve erkek ayrımı yapılmamıştır.

İbadetler yapılırken bir çok ön şartı vardır. Bunlardan birisi de maddi ve manevi olarak temiz olmaktır. Nasılki erkek ihtilam olduğu zaman manen kirlenmekte ve gusül abdesti almadıkça namaz kılamamakta ise kadınlarda gerek hayız dönemlerinde hem madden hem de manen temiz olmadıkları için bazı ibadetlerine kısıtlama getirilmiştir. Buda kadının ikinci sınıf bir insan olmasından değil ibadetin birşartı olan temizliğin gerçekleşmemesinden kaynaklanmaktadır.

Kadınlar neden adet döneminde ibadet edememektedir sorusunu ortaya atanların ibadetten uzak yaşayan insanların olması dikkat çekicidir. Bu sözün altında bir insafsızlığın yattığı açıkça bellidir.


Eşitlik Konusu:
Bu tür sorular daha çok kadın erkek eşitliğinden bahseden insanlar tarafından sorulmaktadır. Bu tür sorularla sanki kadın ikinci plana atılmış havası verilerek insanların aklına şüphe bırakmaktadırlar. Oysaki soyadı ile kişinin nesli karışmamaktadır. Nitekim kimliklerde kişinin soyadı değişsede anne ve babalarının ismi yazılmaktadır. Ayrıca nüfus kütüklerinde kişilerin soyu bellidir. Demekki onların iddia ettiği gibi soy karışmamaktadır.

'Eşitlik güzel midir?' konusunda bir anket yapılsa, sanırım, çoğu kimse garip bir mahluk görmüşçesine irkilecek, “bunun da sözü mü olur” diyecektir. Ama, meseleye dikkatle yaklaşılırsa ibretle görülür ki, hemen bütün güzelliklerin kaynağında “eşit olmamak” yatar.

Bu kainat yaratılmadan bütün şu varlıklar yoklukta eşittiler. Cenab-ı hak bu alemi yaratmayı, irade buyurunca bu eşitliğin de ömrü sona erdi.

Kainat sarayı bildiğimiz kadarıyla, yüz yedi elementle, yani yüz yedi tip taşla bina edildi. Böylece çeşitlilik, değişiklik ve aykırılıklar da başlamış oldu. Zaten, saray dendi mi, mutlak eşitlik biter. Merdivenleriyle kanepeleri, panjurlarıyla kandilleri, eşit olacak değil ya! Sarayı güzel eden de bu başkalıklar değil mi? İşte kainat böylesine başkalıklarla bezendi ve sonunda bu saraya bambaşka misafirler gönderildi. Yosundan meyve ağaçlarına kadar bitkiler, pireden deveye kadar hayvanlar, kafileler halinde dünyaya geldi ve burayı şenlendirdiler. Ve en sonunda başkaların başkası “halifeler halifesi” ufukta göründü: insan.

Bilindiği gibi, bu alemde, görebildiğimiz varlıklar üç ana bölüme ayrılıyor. Cansızlar, yarı canlılar (bitkiler) ve canlılar. Mutlak eşitliği bu sınıflandırmaya uyarak biraz tahlil edelim. İşe cansızlardan başlayalım.

Cansızların eşit olabilmeleri için ya güneş taşlaşacak, ya taş alev saçacak; ya bütün hava su olacak veya bütün denizler havaya uçacaktı. Mesela, güneş sisteminde eşitlik olsaydı bu durumda her halde dünya güneşin gezegeni olmayacak, ay da dünyanın eteğini bırakacaktı; her gezegen güneş kadar büyüyecek, hepsi alev kesileceklerdi. Kısacası, bütün kainat iğne ucu kadar boşluk kalmaksızın ya tamamen ateş, ya hep su, veya hep toprak olacaktı. Diğer yandan, eşitlik için hiç olmazsa “iki taraf” bulunması gerekmez mi? Halbuki her şey eşit olunca, her şey bir şeye iner.

Bitkilerin eşitliğine gelince, laleden elma ağacına, ısırgan otundan çama kadar bütün bitkilerin eşit olması halinde, milyonu aşkın çeşitteki güzellikler bire inecek, ortada (adını dahi koyamayacağımız) bir tek bitki çeşidi kalacaktı.

Gelelim hayvanlar alemine; cenab-ı hak bütün hayvanları bir tek nev olarak yaratabilirdi. Ama, o zaman bülbül ötüşünden serçe cıvıltısına, aslan kükreyişinden kedi miyavlamasına, kurbağa viyaklamasından sinek vızıltısına, öküz böğürtüsünden kuzu melemesine kadar bütün sesler bire iner, bu harika ahengin yerini monoton bir uğultu alırdı. Diğer yandan, böyle bir eşitlik için ya balığın kavağa çıkması, ya bülbülün denize girmesi lazım. Sözü bu noktada kesip kendimize, insan nevine dönelim.

İnsandaki iki faktör yani beden ve ruha bakalım. Ruhla beden eşit olsaydı. Ortada ne ruh kalırdı, ne beden. İnsan, ancak ruhunun müstakim bir sultan, her bir organının da itaatkar bir nefer olmasıyla güzelleşir. Sultan neferle eşit olursa ortada devlet kalmaz.

“ruh”, mahiyetini ancak yaratan'ın bilebileceği harika bir alem. Bu alemde çok değişik ülkeler var. Ruhun güzelliği de akıl, kalp, hafıza, hayal gibi ana unsurların; sevgi, korku, merak, endişe gibi çeşitli hislerin bütününden ortaya çıkıyor. Bunları eşitlerseniz güzellikten eser mi kalır? Hayale eşit bir akıl, sevgiye denk bir korku ve daha nice manasız, neticesiz eşitlikler.

Ruhta uzaktan uzağa görebildiğimiz bu gerçeği, bedende çok daha rahat ve çok daha yakından seyredebiliriz. Göz kapağımızla diz kapağımız aynı özellikte mi? Göğüs çatımızla kafatasımız, içlerinde aynı şeyleri mi saklıyorlar? Beyin hücresiyle tırnak hücresi aynı vazifeyi mi görüyorlar? Akciğerle karaciğeri nasıl bir tutabiliriz? O zaman, alyuvarlarla akyuvarları da eşitlememiz, gözümüzün akıyla karasını da birbirine katmamız gerekmez mi. Organlar arasında eşitlik sağlamaya kalkarsak, ortada hiçbir şey kalmaz; kalsa bile dövülmüş et gibi bir şey kalır ki, ona da neyin organı diyeceğiz?

Cenab-ı hak, insan bedenini de tek hücrelilerde olduğu gibi çok sade bir makine olarak yaratabilirdi. Ama o zaman, bu küçük bedende yerleştirilen her biri ayrı şekil ve güzellikte, ayrı renk ve özellikteki yüzlerce çarkın, binlerce kayışın, yüz binlerce vidanın birlikte ve gayet düzenli çalışmalarından ortaya çıkan harika güzellik kaybolmaz mıydı?

Cansızlar, bitkiler ve hayvanlar alemini ve nihayet kendi duygularımızı ve organlarımızı seyrederken, onlardaki farklılıkların ne kadar hikmetli, ne kadar yerinde olduğunu hayret ve ibretle görürüz. İnsanlık alemini de aynı ibretli nazarla seyretsek görürüz ki, bütün insanların, bütün yönleriyle eşit olmaları halinde artık cemiyet hayatından söz edilemez. Bu faraziye ile, ne peygamber (a.s.) Ne ümmet, ne kumandan ne nefer, ne baba ne evlat, ne işveren ne işçi, ne öğretmen ne talebe kalır. Bilmem böyle bir cemiyet hayatı düşünülebilir mi?

Yalnız şu var ki, insanlar arasındaki farklılıklardan doğan güzellikler, daha çok ahiret hayatına bakıyor ve bu alemde yeterince anlaşılamıyor. Biz, mahşeri, cennet ve cehennemi, bu dünyada arar ve ilahi adaleti tam manasıyla burada anlamaya kalkışırsak, sadece kendimizi aldatmış yahut şeytana aldanmış oluruz.

Evet, cennet'in o eşsiz güzelliği ve cehennem'in o tüyler ürperten güzelliği yine farklılıklara dayanıyor. Şöyle bir düşünelim: cennet'te hadsiz mertebeler... Hepsi insanlar için... İman, ibadet, salahat, takva, tevekkül, rıza, şefkat, merhamet, ilim, irfan, güzel ahlak gibi birbirinden farklı nice güzelliklerin sahipleri, bunlardaki farklı mertebelerine göre ayrı ayrı lütuflara mazhar kılınmışlar, muhtelif derecede zevk ve safa ile meşguller. Bu seyrine doyum olmaz bir tablodur. Cehenneme gelince, onda da küfür, şirk, isyan, zulüm, ahlaksızlık, kadere itiraz, kibir, riya gibi oraya layık nice kötü sıfatların sahipleri, ayrı ayrı azap tabakalarında cezalarını çekmekle meşguller... Bu tablo da güzellikte birinciden geri değil... Eşitlik bu güzelliği bozar...

Şu noktayı da ayrıca belirteyim: çoğu zaman, eşitlik mefhumunun, adaletle karıştırıldığını görüyoruz. İnsana iki, koyuna ise dört ayak verilmesinde bir eşitsizlik vardır ama adaletsizlik yoktur. İnsana böylesi, koyuna da öylesi yaraşır...

Çoğu insan, eşitlikle adaleti bir sayıyor. Halbuki, mutlak eşitlik yâni her şeyin her yönüyle birbirinin aynı olması adalete zıt.

İnsanların sanatlarına bir göz atalım: Bir şair, kasidesinde her harfi kelimenin tamamını dikkate alarak yazar. Her kelimeyi, o manzumenin bütününü nazara alarak yerleştirir. Her mısrayı da kasidenin tümünü gözeterek kaleme alır. Burada mutlak eşitlik değil, adalet söz konusu... İlk mısra başa düşer, son mısra dipte kalır, ama hepsi aynı gayeye hizmet ederler.

Bir fabrikatör, fabrikasının büyüklüğünü, bölmelerini, motorlarını, kazanlarını, tâ en küçük cıvatasına varıncaya kadar her şeyini hikmet ve adaletle tanzim eder. Ve ortaya mükemmel bir fabrika çıkar. Mutlak eşitlik bu nizamı harap eder...

Bir ressam da öyle değil mi? O, çizdiği her bir tabloda her deseni yerli yerine oturtur. Renkleri, şekilleri mutlak eşitlikle değil, adaletle taksim eder. Neye ne yakışırsa onu onunla boyar. Kime ne münasipse ona o şekli verir. Ve ortaya harika bir eser çıkar...

Cenâb-ı hakk’ın şu âlemdeki icraatı da “eşitlik” üzerine değil, “adalet” esasına göre cereyan ediyor. İnsanlar arasında mutlak eşitlik olsaydı her şeyden önce, anne, baba ve evlât mefhumlarından söz edilebilir miydi?... Ve yine böyle bir eşitlikte amiri ve memuruyla, çiftçisi ve tüccarıyla, öğretmeni ve öğrencisiyle, işçisi ve işvereniyle bir bütün teşkil eden cemiyet hayatı ortaya çıkabilir miydi?..

Diğer varlıklara da bir göz atalım: mutlak eşitlik olsaydı ne yer kalırdı, ne de gök!. Şimşek çakıyorsa, bulutların yüklerinin aynı olmadığındandır.

Ruhumuzla bedenimizi düşünelim. Mutlak eşitlik olsaydı hangisi hangisine hükmedecekti? Organlarımızın hepsi el yahut tamamı kalp olsaydı hayatımızı sürdürebilir miydik?..

Serçe ile kedinin eşit olmadıkları mâlûm. Ama, her ikisinde de ilâhî adalet bütün berraklığı ile okunmakta... “kedilik” mahiyeti neyi gerektiriyorsa, ruh hâletinden, diş ve tırnak yapısına, vücut çevikliğine kadar hepsi adaletle verilmiş; hiçbir şey noksan bırakılmamış. Aynı şekilde, “serçelik” mahiyeti de neyi icap ettiriyorsa, ona da o kabiliyetler ve o vücut yapısı eksiksiz takdim edilmiş.

İşte adalet budur. “niçin o serçe oldu, bu kedi” diye bir soru sormaya kimsenin hakkı yoktur. Sorulursa, “Allah böylece irade buyurmuştur” diye cevap verilecektir. Aksini irade buyursaydı o soru yine sorulacaktı.

Kaldı ki, ne o serçe, ne de o kedi, başka bir âlemde imtihana tabi tutulmuş değiller. Tâ ki, başarılarına karşılık, kendilerine verilen “hayat makamını” az bulsunlar. Onlar daha düne kadar, tabiri caiz ise, yokluk karanlıklarında Allah’ın lütfunu gözlemekteydiler. Hiçbir hakları yokken cenâb-ı hakk onlara, sırf bir lütuf olarak, şu hazır bedenlerini ve ruhlarını ihsan etti. Onlar da bunu şuuren biliyormuşçasına, hallerinden memnun olarak sürdürüyorlar hayatlarını... Ruhlarında, kadere itirazın zerresi dahi bulunmuyor...

İşte bütün bunlar ilâhî adaletin harika tecellileri...
Biz bu tecellileri ibretle seyretmeliyiz ve şu geçici dünya hayatında insanların farklı tarzlarda imtihan edilmelerini de bu şuurla değerlendirmeliyiz... Hikmeti, ancak âhirette anlaşılabilecek olan bazı farklılıkları hemen itirazla karşılamamalıyız.

İşin garibi, Allah’ın en büyük lütfuna mazhar olan insanoğlundan başka ilâhî adalete itiraz eden çıkmıyor.

Münkirlerin hayvandan daha aşağı olmalarının bir sırrı da bu isyan olsa gerek.

Kadın ve erkek eşit midir?

Kadın erkek eşitliği söz konusu mudur? Şeklindeki bir soruya hemen “evet” veya “hayır” demek çok zor. Çünkü, soru bu haliyle yeterince açık değil. Onu bir başka soru ile açmak gerekiyor. “nerede? Hangi konuda? Ne yönden?” gibi. Eğer, “hukuki açıdan” soruluyorsa, cevap olarak “evet” diyebiliriz.

Eğer, “her hususta” denilirse, o zaman, bu soruya cevap vermeye gerek kalmayacaktır. Zira, cevabı sorunun içindedir. Madem ki, iki ayrı cinsten söz ediliyor. Öyleyse mutlak eşitlik nasıl düşünülebilir?

Aynı cins, renk, şekil ve dolgunlukta iki elmayı yan yana koyup “bunlar birbirine eşit mi?” Diye sorabiliriz. Ama, aynı mantık içerisinde “kadın - erkeğe eşit midir?” Diyemeyiz. Kadınla erkeğin eşit oldukları sahalar bulunduğu gibi, erkeğin kadını çok gerilerde bıraktığı, yahut onun çok gerisinde kaldığı sahalar da mevcut. Onun için, meseleyi sadece bir tek kelimeyle çözümlemek mümkün değil.

Şayet, “kadınla erkek arasında insanlık itibariyle, yani, iyi insan, üstün insan olma noktasında bir fark var mıdır?” Diye sorulursa o zaman şunu hemen belirtmek isteriz: Hakimiyet başka, üstünlük ve fazilet daha başkadır. Bu ikincisinde hemen çalakalem şu yahut bu üstündür, demek çok zordur. Çünkü, ister kadın ister erkek olsun, her insan Allah'ın kuludur. O, hangi kulunu üstün tutuyor, daha çok seviyorsa ve hangi kulundan razı ise üstünlük ancak onundur. İlahi ferman olan kur' an’a baktığımızda, üstünlük ölçüsü olarak, karşımıza “cinsiyet”in değil “takva”nın çıktığını görüyoruz. Evet, Allah indinde üstünlüğün ölçüsü takvadır.

Nedir takva? En kısa ifadesiyle Allah'tan korkmak, günahlardan sakınmak, o'nun razı olmadığı hareket, tavır, hal ve sözlerden uzak durmak. O'nun rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmak. İşte, kim böyle yaparsa üstün insan, faziletli insan odur. Bu noktada cinsiyete itibar edilmemiştir.

Takva dendi mi hemen salih ameli de hatırlıyoruz. Salih amel, yani, hayırlı, güzel işler görmek... Onda da cinsiyete itibar edilmiyor. Mesela okunan her kur'an harfine karşılık on sevap verilmişse, bu bütün insanlar için böyledir. Kadına daha az, erkeğe daha çok sevap söz konusu değil.

Soruyu bir de psikolojik yönden ele alabilir ve şöyle sorabiliriz: Kadınla erkek arasında psikolojik yönden farklılık var mıdır?

Bu soruya hiç tereddüt etmeden “elbette” diye cevap verebiliriz. Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise, taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir.

Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa, sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok, iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır.

Kabiliyet yönünden de iki cins arasında bariz bir fark var. Erkek, terkip ve tahlilde, kadın ise taklit ve ezberde daha ileri. Bir misal ile anlatmak gerekirse; erkek bir mimari eseri ortaya koymakta, onun bütün bölümlerini güzelce yerleştirmekte, kadından daha ileri... Kadın ise, o eserin herhangi bir bölmesini ince nakışlarla süslemekte erkekten çok daha hassas.

Erkek dış aleme daha açık. Şefkatte kadından geri, ama teşebbüs kabiliyetinde ileri. Kadın ise erkeğe nispeten daha içe dönük... Bunun en büyük faydası, yavrusuna ve yuvasına göstereceği ihtimam...

Bu iki cinsin zaafiyetleri de farklılık gösteriyor: erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belası... Kadının en bariz bir özelliği de hassasiyeti... Buna “teessürilik” deniliyor. Kadın, çevre tesirlerinden etkilenmekte erkekten daha hassas... Dolayısıyla, telkine kapılmaya, aldatılmaya ondan daha müsait. Yaldızlı sözlere kanmakta daha zavallı.

Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli...değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta... Yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibariyle ve güç-kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor... Ama bazılarında bu ihtiyaç, aşağılık kompleksine dönüşüyor; bu da erkeklik kompleksi olarak kendini gösteriyor.

Kadın, hayat arkadaşına -ona nispetle- daha çok bağlı. Ondan daha vefalı. Dünya sevgisinde ve şehvette erkekten çok ileri. Dolayısıyla, şeytana alet olmaya daha müsait.

Kadını bu psikolojisi içinde değerlendirmeli, onun erkekleşmesine değil, ideal bir kadın olmasına çalışmalıyız.

Etrafımıza şöyle bir göz atalım. Bütün canlılarda bedenler ve ruhlar arasında mükemmel bir uygunluk var. Ceylan ruhunu, aslan bedenine sokmak ve onu aslanca davranmaya zorlamak, en başta o sevimli ruha zarar verir. Her kükreyişte ruhundaki letafetten birazını kaybeder; her hamlede kendi öz güzelliğinden bir parçayı harap eder.

Bunun bir başka türlüsü, erkekle kadın arasında geçerli... Bu iki cinsin bedenlerindeki farklılık ruh yapılarında da görülüyor. Bunu bilmezlikten gelip, kadın-erkek eşitliği diyerek kadını erkekçe davranışlara itmek en başta kadına zarar verir.

Aslında, bu vadide gösterilen kasıtlı ve yoğun faaliyetler, bir bakıma hiçbir şeyi değiştirememiştir. “hüküm çoğunluğa göre verilir” kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz: kadınlar yine fabrikatör olmaktan çok işçi, hâkim olmaktan çok kâtip, amir olmaktan çok sekreter, pilot olmaktan çok hostes, patron olmaktan çok tezgâhtardırlar. Zira, yaratılışı değiştirmek mümkün değildir.

Maalesef, kadına lâyık olduğu yeri bir türlü veremedik. Ya zaifliğini bir suçmuş gibi değerlendirdik; onun rızkı bize bağlıymışçasına, kendisine aşırı derecede hükmetmeye kalktık, ona haksız muamelelerde bulunduk. Yahut, kendisine çok fazla fırsat verdik, onu erkekliğe heveslendirdik ve mahvettik.



Sorularla İslamiyet Editör
Hicran isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Sponsored Links
İstediğini Bulamadıysanız Üye Olmadan
BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
Cevapla

Kadınların özel durumlarda ibadet yapmamaları, kadının ikinci snınıf insan olmasını, ile ilgili Benzer Konular
209 Kez Görüntülendi

Mevlid kandiline özel ibadet varmıdır? Nasıl değerlendirmeliyiz?
video-mustafa islamoğlu kadınların özel hallerinde kuran okuması
Özel Halinde Kadınların Tavaf ve Sa'yi
Kadınların erkeklerin girmediği kadınlara özel plajlara gitmeleri günah mı? Kadınları
Hamile kadının yapacağı özel bir dua var mıdır?


Mumsema Rüyatadı Forumacil Forumalev Dantel Mumine Netalemi Şiirler örgü tarifi Everscared Deryalı Günler Örgü Güncesi ile ilgili Defosuz Kalite Örgüler Dildown validator.w3
Saat 04:00 AM.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421

Powered by vBulletin® Version 3.6.12 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

Mail Adresimiz Mumsema @ gmail.com